Futbol, bazen yeşil sahanın sınırlarını aşan şık bir davettir… Kapıyı çalarsınız, içeriden size cevap veren aslında kaderin ta kendisidir.
Dün gece o kapı, Galatasaray için menteşelerinden sökülürcesine, ardına kadar ve büyük bir iştahla açılmıştı. En yakın takipçi yolda sendelemiş, Fenerbahçe iki puanı sanki cepten düşürür gibi bırakmıştı. İşte o an, sanki tabiatın gizli bir köşesinden bir ses Galatasaray’ın kulağına eğildi ve müjdeyi verdi.
“Yol senin… Yürü.”
Büyük takım dediğin, sahadaki gürültünün içinde o ince fısıltıyı duyan kulaktır. Tereddüt, onun kitabında yer almaz. Geriye bakmak ise sadece bir zaman kaybıdır. Kaderin sunduğu ikramı elinin tersiyle itmek, futbolun asaletine ihanettir. Galatasaray, o asaletle karşıladı geceyi.
Daha kronometreler 2. dakikayı bile tam turlamamışken, sahada yaşanan bir “dakika” değil, adeta bir hüküm anıydı. Sane’nin kanatları andıran rüzgârı, Yunus’un estetikle yoğrulmuş ince dokunuşu ve sahnenin sonunda, bu oyunun zarif ama gaddar celladı: Mauro Icardi.
O meşhur tek vuruş… Bir cerrahın neşteri kadar keskin, bir şairin en can alıcı mısrası kadar kesin. Topun filelerle buluşması, sıradan bir gol sevinci değil; adeta şampiyonluk kupasının kulpuna atılan bir kementti.
Zaten sonrası, bir akşam güneşinin batışı kadar doğal, bir ip söküğü kadar hızlı geldi. Öyle ahım şahım bir futbola bile gerek kalmadı. Zira bu eşikte asıl mesele “iyi oyun” değil, doğrudan “kazanmak”tı. Ardından, ilk golün mimarlarından Yunus sahneye çıktı ve bu kez skor tabelasına kendi imzasını bizzat atarak farkı perçinledi.
Gençlerbirliği yedi maç sonra Niang ile bir gol buldu ama Galatasaray üç puanı cebine koymuştu.
Bu skor, Galatasaray’ın başkentte bir zafiyet yaşamasını bekleyenlerin hayallerine çekilen kalın ve kırmızı bir çizgiydi.
Verilen mesaj, sadece sahada değil, rakibinin soyunma odasında da çınladı: “Ben fırsat tepmem.”
Dün ve bu gece oynanan iki maç, zirvedeki farkı da gözler önüne serdi: Fenerbahçe ayağına kadar gelen liderlik şansını teperken, Galatasaray bu ikramı geri çevirmeyerek affetmeyeceğini gösterdi. Çünkü büyükler, fırsatı gördüğünde onu sadece yakalamakla kalmaz; bir daha bırakmamak üzere mühürler. Galatasaray, rakibinin yolda düşürdüğünü yerden aldı; kaderin sunduğu o parıltılı anı bir yazgıya, mutlak bir avantaja çevirdi.
Şimdi takvimde sadece dört yaprak kaldı. Galatasaray, zirvede dört puanlık bir konforla, adeta bir “zafer locasında” oturuyor. Haftaya oynanacak Fenerbahçe derbisi için matematik “beraberlik yeter” diyebilir, istatistikler “gün sayar” diyebilir.
Ancak bu yürüyüş sadece soğuk rakamların değil, o şampiyonluk fısıltısını duyanların yürüyüşüdür.
Belki haftaya, belki bir sonraki hafta…
Ama o koku artık Galatasaray’a çok yakın: Şampiyonluk kokusu.
Kaynak: Halk TV